Now Reading
Toplumda Kadına Şiddet Döngüsü

Toplumda Kadına Şiddet Döngüsü

Tarihin nerdeyse her döneminde, her toplumda kendine az ya da çok yer edinmiş olan kadına şiddet, özellikle dijital medya araçlarının artması ve globalleşmenin tetiklediği modern, devrimsel bir kitle iletişim anlayışı sonucu daha sık gündeme gelmeye başlamıştır. Günümüzde, demokrasi ve insan hakları kavramlarından duyulan ütopik beklentilerle çelişen kadına şiddet verileri, içinde bulunulan toplumun bazı temel sorunlarına da ışık tutmaktadır. Şiddet kavramı, Türkiye’de taciz ve kadın cinayetlerinin gazete ve haber bültenlerinde neredeyse her gün karşımıza çıkması sebebiyle genellikle fiziksel şiddet ile sınırlandırılsa da sosyolojik anlamda kadına şiddet pek çok farklı alanı kapsar. Diğer şiddet türlerinden farklı olarak kadına şiddet özünde cinsiyete dayalı, kadına sadece kadın olduğu için uygulanan bir tür şiddet, ayrımcılıktır. Ataerkil toplumların kadına bakış açısı ve kadına şiddete dair veriler göz önünde bulundurulduğunda bir kadının özel ya da kamusal alanda, aşağıda bahsedilen şiddet türlerinden herhangi birine maruz kalma ihtimalinin oldukça yüksek olduğu görülebilir. Cinsiyete dayalı bu şiddet kavramının sadece varoluşu bile, bütün kadınlara uygulanan sistematik bir baskı ve ayrımcılığın göstergesidir. 

Dilek Yetim.(2008). Edirne Şehir Merkezinde Kadınlara Yönelik Şiddet Sıklığı ve Etkileyen Faktörler.

Bu şiddete çözüm bulma konusunda en büyük potansiyel ve sorumluluğa sahip olan devlet kanallarındaki erkek egemenliği, kadına şiddete şimdiye kadar etkili bir çözüm bulunamamasının sebeplerinden biri olmakla birlikte, kadına şiddet sorunun doğurduğu bir döngüyü de gözler önüne serer. Kadınlar, kendilerine özellikle eğitim ve iş hayatında gerek aileleri gerek toplumdaki diğer bireyler tarafından uygulanan ayrımcılıktan doğan fırsat eşitsizliği sebebiyle siyaset başta olmak üzere birçok alanda niceliksel açıdan erkeklerle rekabet bile edememektedirler. Kadınların toplumda seslerini duyurmalarını zorlaştıran bu durum, çözüm sürecini aksatmak veya yavaşlatmak suretiyle kadına şiddeti arttırarak bir döngüyü başlatmış olmaktadır.  

Var olan sosyal düzenin ataerkilliği altında varoluş çabasını diğer hemcinslerine kıyasla daha başarılı sürdürüp ekonomik veya akademik anlamda daha yüksek yerlere gelmeyi başarmış kadınları bu basamaklarda bekleyen önemli sorunlardan biri fırsat eşitliğini sağlamak için yapılan hukuki ve bürokratik birtakım düzenlemelerle pratikte karşılaştıkları fırsat eşitsizliği arasındaki uçurumdur. Günümüzde kadınlar kısa bir süre öncesine kıyasla ütopik sayılabilecek haklar elde etmiş, yasalar önünde erkekle -neredeyse- aynı konuma gelebilmiştir. Fakat kâğıt üzerinde kurgulanan bu fırsat eşitliği, özellikle bahsedilen erkek ağırlıklı devlet otoritelerinin üzerine düşeni yaptıkları ve eşit koşulları sağladıkları yanılgısına toplumun kapılmasını sağlayan bir illüzyon olarak iş görür. Bireylerin ekonomik veya akademik anlamda hak ettiği yere cinsiyet ayrımı yapılmaksızın gelebilmesini temin eden yasal şartlar ve özellikle devlet yönetiminde, ekonomide veya bilimde rol oynayan kadın eleman sayısı karşılaştırıldığında varılabilecek iki sonuçtan birincisi kadınların bu mevkilere gelmeyi erkeklerden daha az hak ettiği ikincisi ise devlet tarafından yapılan düzenlemelerin fırsat eşitliğini sağlamak konusunda yeterli başarıyı gösterememiş olmasıdır. Devletin bu iki sonuçtan herhangi birine ulaştığını varsayarsak – ki çıkarılan yasaların yeterliliği ve uygulanabilirliğinin bu otoriteler tarafından en azından basit bir mantık yürütmeyle denetlenmesi oldukça gerekli ve olasıdır- iki sonuç da yönetim anlayışında var olan cinsiyetçiliği gözler önüne serer. Vatandaşlarına, din, etnik köken veya cinsiyet ayırt etmeksizin eşitlik temin etmekle yükümlü olan devletin bile -bu teminat vatandaşlara vadedilen demokratik değerlerin ve insan haklarının başında yer alır- bu denli cinsiyetçi bir anlayışa sahip olduğu bir toplumda, diğer bireylerin de aksi bir yaklaşımda bulunmasını beklemek yanlış olacaktır. 

Bütün bunlar, toplumda kendine sandığımızdan daha derin yer edinmiş sistematik bir ayrımcılığın ve şiddet döngüsünün göstergesidir. Bu döngü, sadece kadın haklarıyla sınırlı kalmayıp demokratik ve toplumsal bakımdan acilen gündeme gelmesi ve çözülmesi gereken pek çok sorunu da daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Benzer döngü ve ayrımcılıkların pek çok farklı azınlık için de geçerli olduğu söylenebilir. Kadınların, yakın tarihte kazandığı hak ve hürriyetler küçümsenemeyecek derecede önemli ve yararlı olsa da kadına şiddet kavramının günümüz şartlarında var oluşunu etkili bir biçimde sürdürüyor olması da yapılması gereken bir toplumsal devrimin gerekliliğini bir kere daha gözler önüne sermektedir. Aksi takdirde kadınlar, parçası oldukları toplumlarda kendilerine kontrolleri dışında atanan birtakım biyolojik özellikleri sebebiyle dışlanmaya, ötekileştirilmeye ve şiddet döngüsü içinde ezilmeye devam edecektir.  

Kaynak: Dilek Yetim.(2008) Edirne Şehir Merkezinde Kadınlara Yönelik Şiddet Sıklığı ve Etkileyen Faktörler, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Uzmanlık Tezi, Edirne

Resim: Nikolai Ulltang 

Nasıldı bu ?
Aydınlatıcı
9
Ciddili
5
Dantelsi
0
Geliştirilmeli
0
Kafa Karıştırıcı
0
Yorumları Göster (1)

Yorum yaz

E-mail adresin hiçbir şekilde paylaşılmayacaktır .

Tüm hakları saklıdır.

© 2021 Dantelz 

Yukarıya Dön