Now Reading
Made In Bangladesh: Avrupa Tekstil Bilançosu – Bölüm 2

Made In Bangladesh: Avrupa Tekstil Bilançosu – Bölüm 2

Mini serimizin ilk yazısında, Avrupa’da kıyafet tüketiminin kendilerinden kilometrelerce uzakta farklı bir kıtada, farklı bir coğrafyada hatta denilebilir ki farklı bir dünyada yaşayan işçilerin hayatlarına olan olumsuz etkisinden ve çalışma koşullarından bahsetmiştik. Bahsedilen durumlar, adına leke sürdürmek istemeyen Avrupalı dev tekstil firmaları, mesafeler, işçilerin maruz kaldığı baskı vb. sebeplerle doğrudan veya dolaylı olarak filtrelenmiş olsa da, bu haliyle bile yeterince tüyler ürperticiydi. Fakat bugün ele alacağımız konu tahmin ediyorum ki okuyucularımızın çoğunluğu tarafından çok daha rahatsız edici bulunabilir. Çünkü bu yazıda yüzleşmeye çalışacağımız gerçeğin başrolünde bu sefer yetişkin bireyler değil çocuklar var… Çocuk işçiliğiyle ilgili verileri sizlere sunmadan önce geçen yazıda olduğu gibi bu bilgilerin fabrika işçilerinin kendi ifadelerine dayalı olmak suretiyle eksik olabileceğini ve gerçek boyutları yansıtmayabileceğini hatırlatmakta fayda görüyorum. Konu çocuk istismarı olunca fabrikaların ve firmaların çocuk işçiliğini ortadan kaldırmaya yetecek miktarda çabayı, bunun üstünü örtmek için sarfediyor olmaları da gerçeği görmemizi zorlaştıran en önemli faktörler arasında.

Hollanda çıkışlı, çok uluslu büyük tekstil firmalarını araştırmaya yönelik çalışmalara yoğunlaşmış bir organizasyon olan SOMO’nun yaptığı bir araştırmaya göre1, Avrupa ve Amerika bazlı büyük tekstil firmaları adına üretim yapan 12 hint tekstil fabrikasının hepsinde 18, bir çoğunda ise 14 yaşından küçük işçilere rastlamak mümkün. Araştırılan fabrikalardan biri olan KPR Mill’de 14 yaşın altındakiler çalışanların %10’unu, 18 yaşından küçükler ise %65’ini oluşturuyor. Başka bir fabrikada ise 16 yaşından küçük kız işçilere yaşları sorulduğunda 16 demeleri tembihlendiği gerçeği ortaya çıkıyor. Bu durum diğer fabrikalar için de çok farklı değil. Fakat raporun şüphesiz en çarpıcı kısmı çocuk işçilerle yapılan ropörtajlar. 13-14 yaşlarındaki bu ‘’işçilerin’’ nerdeyse hepsinin çalışma hikayesi komisyoncular tarafından vaadedilen üç sene çalışma karşılığı ödenecek 20,000 Rupi’nin (225 Euro) çoğunlukla düşük gelirli tarım işçileirnden oluşan ailelerinde cazip gelmesiyle başlıyor. 13 yaşından beri bu fabrikalarda çalışan Devi de bu sistemin kurbanı olduğunu ve erkek kardeşleri gibi eğitimine devam edememenin üzüntüsünü taşıdığını belirtiyor. 40 Rupi (0.45 Euro) ile başlayan gündelik ücreti 2,5 senenin sonunda 50 Rupi’ye (0,56 Euro) yükselmiş durumda. Fabrikada üçüncü senesine yaklaşırken Devi üç senenin sonunda vaadedilen parayı alan hiç kimseyi ise tanımadığını ifade ediyor. Yaşadığı psikolojik sorunların yanından çalışmaya başladığı ilk günden beri ağır çalışma koşullarından kaynaklı olarak diz ağrısı çeken ve alerjik reaksiyonlar gösteren Devi, en çok gece vardiyalarından ve bitirmeden paydos yapmasına izin verilmeyen gerçekçi olmayan ölçüde yüksek günlük üretim hedeflerinden şikayetçi. Ropötrajı göz yaşları içerisinde tamamlarken, tüm bu sorunlarına karşılık fabrikanın hemşiresinden tıbbi destek almamanın yanında izinli olduğu günler boyunca gündeliğinin iki katının aylık maaşından kesilecek olması sebebiyle daha önce izin almaya cesaret edemediğini, ilerde de almayı düşünmeyceğini dile getiriyor.

Bütün bunlar hepimizi rahatsız etmeye fazlasıyla yetse de tahmin ediyorum büyük bir çoğunluk için bunlar çok da şaşırtıcı bilgiler değil. Başka dünyaların sert gerçekleri kendimizinkinin koruma kalkanınını delip birer birer içeri sızmaya başladıkça bu gerçeklerle yüzleşip yüzleşmeyeceği, bunlara nasıl tepki vereceği ve en önemlisi bu düzeni değiştirmek için bir adım atıp atmayacağı ise tüketiciyle kalıyor. İnsan hakları ihlalleri, çocuk istismarı gibi konularda firmaları suçlamak gayet doğal olsa da, olayı bütünüyle ele aldığımızda unutulmaması gereken en önemli nokta ise bahsettiğimiz bu firmaların tüketici talebiyle varolması, büyümesi ve evrilmesi. Duruma müdahelede geçici çözüm yolları olsa da bu yollar uzun vaadede bu denli büyük, hızlı bir tüketim anlayışı ve taleple boy ölçüşememek suretiyle vicdanımızı rahatlatmaya maalesef yetmiyor.

Devi ve hikayesi duyulmamış binlerce çocuğun göz yaşlarını dindirmenin yolu ise bu talebimizi tüketim alışkanlıklarımız ve eylemlerimiz yoluyla duyurmak ve bir insan hayatının birkaç kere giyilip unutulan basit bir tişörtten daha değerli olduğu gerçeğini içselleştirmenin getireceği kolektif aydınlanmadır.

  1. SOMO. (2012, April). Young Dalit Women Continue to Suffer Exploitative Conditions in India´s Garment Industry. https://www.somo.nl/wp-content/uploads/2012/04/Maid-in-India.pdf

Kapak fotoğrafı Zeyn Afuang tarafından çekilmiştir.

Nasıldı bu ?
Aydınlatıcı
0
Ciddili
0
Dantelsi
0
Geliştirilmeli
0
Kafa Karıştırıcı
0
Yorumları Göster (0)

Yorum yaz

E-mail adresin hiçbir şekilde paylaşılmayacaktır .

Tüm hakları saklıdır.

© 2021 Dantelz 

Yukarıya Dön